var mı bişeyler

11 Eylül 2024 Çarşamba

savaş sanatı - sun tzu

"yüz savaşta yüz zafer kazanmak en mükemmeli değildir. en iyisi savaşmadan baş eğdirmektir."
s.7

"askerlikte kural on katıysan kuşat, beş katıysan saldır, bir katıysan dağıt, denksen hakkından gelebil, azsan çekilebil, zayıfsan kapışmaktan kaçındır. o nedenle zayıf bir ordu bilinçsizce direnirse güçlü bir düşmanın tutsağı olur."
s.8

"karşısındakini ve kendini bilen hiçbir savaşta tehlikeye düşmez; karşısındakini bilmeyen, sadece kendini bilen bir kazanır, bir kaybeder; karşısındakini de kendini de bilmeyen her savaşta mutlaka tehlikeye düşer."
s.8

"muzaffer olacak bir ordu önce zafer kazanacağı ortamı yaratır. sonra düşmanla savaşa girişir; yenilecek ordu önce düşmana savaş açar, sonra savaş sırasında galip gelecek bir şans doğmasını bekler."
s12

"girilmemesi gereken yollar vardır, üzerine gidilmemesi gereken askerler vardır, üzerine saldırılmaması gerekn kentler vardır, mücadeleye gerek olmayan yerler vardır, yerine getirilmeyecek hükümdar sözleri vardır"
s23

"askerler tam anlamıyla komuta altına girmeden önce cezalandırılırlarsa itaatsiz olurlar. itaatsiz olurlarsa yönetilmeleri zor olur. askerle komuta altına girdikten sonra cezalandırılmazlarsa yönetilmezler."
s28

"insanca ama disiplinle yönetmek kesin başarı demektir"
s28

"savaş düşmana planlarının işe yarayacağını düşündürmek, ancak bütün gücünle düşmana saldırmaktır."
s38

7 Eylül 2024 Cumartesi

asaf halet çelebi

"leyse fi cübbeti sivallah"
"cübbemin altında allah'tan başkası yoktur" 
-cüneyd-i bağdadi


 cüneyd


bakanlar bana
gövdemi görürler 

                          ben başka yerdeyim

gömenler beni
gövdemi gömerler

                          ben başka yerdeyim

aç cübbeni cüneyd

                           ne görüyorsun
                            görünmeyeni

cüneyd nerede 
cüneyd ne oldu

sana bana olan 
ona da oldu

kendi cübbesi altında
cüneyd kayboldu

-------------------------------

ibrahim

ibrahim 
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim

güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrahim
güneşi evime sokan kim

asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
butunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrahim
gönlümü put sanıp da kıran kim


------------------------------------

mara

bilmemek bilmekten iyidir
düşünmeden yaşayalım
                                mara
günü ve saatleri ne yapacaksın
senelerin bile ehemmiyeti yoktur

seni ne tanıdığım günleri hatırlarım
                                           ne seneleri
yanız seni hatırlarım
                 ki benim gibi bir insansın

tanımamak tanımaktan iyidir
seni bir kere tandııktan sonra
yaşamak acısını da tanıdım
bu acıyı beraber tadalım
                               mara

başım omzunda iken sayıkladııma bakma
beni istediğin yere götür
ikimiz de ne uykudayız
                           ne uyanık

--------------------------------------------------

kunala

vakit geldi kunala
dünyayı göreli çok oldu
tam kırk yılda seni buldum kunala
bu can tenden geçmeden  
   bu dünyadan göçmeden
     bir kerecik sevmek çok değil

simsiyah saçların var kunala
kemiklerine yapışık etlerin var
   bir gün dökülecek
kunala kuşu gibi gözlerin var
    bir gün sönecek
kunala
bu etlerin arkasında güzelliklerin var
   benden başka kimse bilmeyecek

bu can içimde kuştur kunala
   seni görünce titrer
bu can gözümde muhabbettir kunala
   seni görünce yanar
bu can burnumda soluk olur kunala
                                          uçar gider

bu can benden geçmeden
    bu dünyadan göçmeden
       bir tek seni sevmek çok değil

23 Temmuz 2024 Salı

albaya mektup yok - gabriel garcia marquez



 














"aylardan ekimdi. kendisi gibi buna benzer pek çok sabahı atlatan biri için bile geçirmesi zor bir sabahtı. neredeyse altmış yıldır -son içsavaş bittiğinden beri beklemekten başka hiçbir şey yapmamıştı albay. gelen birkaç şeyden biri de ekimdi."
s9

"tahta perdedeki delikten içeri bir grup çocuk girdi. horozu sessizce seyretmek için çevresini sarıp oturdular. "kesin şu hayvana bakmayı," dedi albay. "bu kadar çok bakarsanız eskir horozlar"
s11

"her şeyi olağanüstü bir işmiş gibi yapıyordu."
s12

"özel bir olay için giyinmiş gibi görünüyorsun." dedi. "bu cenaze özel bir olay," dedi albay. "yıllardır gördüğümüz ölümler arasında doğal nedenlere dayanan ilk ölüm bu."
s12

"canın şarkı söylemek istiyorsa söyle," dedi albay. "dalağına iyi gelir." 
s22

"sansür konulduğundan beri gazeteler yalnız avrupa'dan söz eder oldu," dedi. "en iyisi avrupalılar buraya gelsin, biz de oraya gidelim. böylelikle herkes kendi ülkesinde neler olup bittiğini öğrenebilir."
s27

"büyük şeyler için bekleyen, küçük şeyler için de bekleyebilir"
s33

"albay gövdesini gereksiz bir fazlalık gibi hissediyordu"
s39

"gözlerinde bir kurbağanın hüznü vardı."
s41

"albay gövdesini ne yapacağını bilemiyordu"
s42

"acil bir mektup bekliyorum" dedi. "uçakla." "bugün kesinlikle gelmesi gerekiyordu," dedi albay. posta şefi omuzlarını silkti. "kesinlikle gelen tek şey ölümdür albay"
s44

"hayat şimdiye dek icat edilen en güzel şey."
s45

"umut karın doyurmaz" dedi kadın. "karın doyurmaz ama insanı ayakta tutar" diye yanıtladı albay. 
s45 "oysa gerçekte onu yalnızca mektuba bağladığı umut ayakta tutuyordu." s35

"kötü bir durumun en kötü yanı bize yalan söyletmesidir."
s47

"her şeye boyun eğip soylu davranmaktan bıktım"
s48

"bir şey satmaya giderken de, bir almaya giderken takındığın yüzü takınman gerek."
s52

"şapka giymiyorum böylece onu kimse için çıkarmam gerekmiyor."
s54

"yoksulluk şekerin en iyi ilacıdır"
s54

"doktor sabas'ın karısı tarafından oturma odasında alıkonulmuştu. kadın ona, "insana birdenbire gelen ve insanın ne olduğunu bilmediği şeyler" için bir ilaç soruyordu."
s55

"ip cambazları kemiklerini kırmamak için kedi yerler"
s61

"bendeki bu şey bir hastalık değil, yavaş bir ölüm"
s66

----------------

not: kitabın son cümlesi okumak isteyenler için sürpriz olsun diye buraya yazmıyorum.

teşekkürler sevgili okur sağ olun. allah sizi attan indirip eşşeğe bindirmesin.

"

30 Haziran 2024 Pazar

spoorloose (the vanishing)











 "belirsizlik en kötü ihtimalden daha acı vericidir."
                                                             -dostoyevski


selamun aleyküm sevgili okur,
bugün size 1988 yapımı hollanda/fransa ortak yapımı bir filmden bahsedeceğim.
anlatmam gerekiyor çünkü beğenilen bir şeyin paylaşılması taraftarıyım. iyi filmler, kitaplar, şarkılar vs iyi olan ne varsa birbirimize önerelim çünkü hayat kısa, fazla vaktimiz yok.
birbirimize yardımcı olalım.
hayat bu

orijinal dilinde, "iz bırakmadan" ingilizce'den "kaybolan" fransızca ise "bilmek isteyen adam" diye çevrilmiş ki bence hepsi de filmin konusuyla ve ruhuyla uyumlu seçimler olmuş.

film, yazar tim krabbe'nin "altın yumurta" adlı kitabından uyarlanmış.
yönetmenimiz george sluizer gayet güzel, sade ve gerilimi bol bir film çekmiş hatta bu filmi izleyen kubrick abimiz filmi çok beğenmiş ve kendisini arayarak tebrik etmiş. yönetmen de şey demiş abi yapma sen the shining'i çekmiş adamsın biz kim köpeğiz senin yanında falan demiş gülüşmüşler. 

spoorloose alışık olduğumuz asıp kesmeli, karanlık, kan ve vahşet kokan bütün gerilim filmlerine külahını ters giydiriyor çünkü film gayet aydınlık ve güzel manzaralarla dolu nerdeyse şiddet sahnesi bile içermeden insana sıkıntı vermeyi ve merak ettirmeyi başarıyor. (filmin bu havası bana son dönemin sağlam korku gerilim yönetmenlerinden ari aster'i hatırlattı. meraklı olanlar hereditary ve midsommar filmlerini kaçırmasın.)  

bölüm 1

film, kız arkadaşıyla arabalarına atlayıp hollanda'dan fransa'ya tatile giden genç bir çiftin gayet güzel bir yol hikayesiymiş gibi başlıyor. yoldaki dağların, doğanın manzarasını izleyerek siz de arabanın arka koltuğunda kız ve oğlanla muhabbet ederek seyahat ediyorsunuz. fransa'ya geldikten sonra durdukları bir benzin istasyonunda kızın markete gidip gelmemesine kadar bu nasıl gerilim filmi lan diyorsunuz. oğlanın bütün çabalarına araştırmalarına rağmen kız hakkında hiç bir ipucu bulunamıyor. o günkü teknolojik şartları da düşününce gerçekten birini kaybetmek sıkıntısını hissediyorsunuz. kızın ortadan kaybolmasından sonra da filmin ikinci kısmı başlıyor. 

bölüm 2 (eser miktarda spoiler içerebilir)

2. bölüm kaybolan sevgilisinin başına ne geldiğini çözmeye çalışan rex'in hikayesi ya da kaybolan kıza ne olduğunu anlatacak olan sosyopat'ın hikayesi diyebiliriz.
kızın kaybolmasından sonra bize hiç bir şey hakkında bilgi vermeyen yönetmenimiz flash forward yaparak bizi 3 yıl sonrasına götürüyor.  3 yıl sonra daha önce görmediğimiz bir karakterin hayatını izlemeye başlıyoruz, sanki başka bir film izliyormuş gibi.. izlerken yavaş yavaş bu adamda bir gariplik olduğunu ve gizli bir sosyopat olduğunu anlıyoruz çok geçmeden kızın bu şerefsiz tarafından kaçırıldığını öğreniyoruz. 

bu sırada esas oğlan kızı aramaya devam ediyor afişler bastırıp kaybolduğu yer civarında sokaklara yapıştırıyor, televizyonlara çıkıyor artık sadece kıza ne olduğunu öğrenmek istediğini söylüyor tabi bizim sosyopat helal lan diyor çocuğa sevgilisinin peşini bırakmadı diye bi hayranlık duyuyor. çocuk bir sonuca ulaşamadığı için kafayı yemek üzere. sonunda sosyopat dayanamıyor ve adamın karşısına çıkıyor kıza olanları anlatacağını ama onunla beraber bir yolculuğa çıkmasını aksi halde hiçbir şekilde kıza ne olduğunu öğrenemeyeceğini söylüyor ortada bir kanıt yok çünkü esas oğlan bunu kabul ediyor ve bu öldürücü belirsizlikten kurtulmanın başka yolu olmadığına ikna oluyor.

sonunda çok iyi bir finalle kıza ne olduğunu biz de rex'de öğreniyoruz ama bakalım bu öğrendiklerimizi gönlümüz kabul edip aklımız olur verecek mi? film biterken tüm bu sorgulamaları yaparken ekrana bakarak donmuş bir halde 5 dakika kalıyorsunuz. 

"en iyi planlar, kader dediğimiz şey tarafından her an yok edilebilir."

izleyen olursa buraya film hakkında düşüncelerini yazsın.

bu arada tarzları benzeyen ya da bu filmi izleyince aklıma gelen filmleri de buraya yazıyorum.

-fractured https://www.imdb.com/title/tt4332232/
-midsommar https://www.imdb.com/title/tt8772262/?ref_=tt_sims_tt_i_1
-get out https://www.imdb.com/title/tt5052448/?ref_=nv_sr_srsg_0_tt_8_nm_0_in_0_q_get%2520o




23 Haziran 2024 Pazar

hata günlüğü - atakan yavuz



"okumak başkasının aklında gezintiye çıkmaya benziyor."
s11

"ne mutlu başkasının aklına gezintiye çıkarken kendi aklını da yanına alanlara..
dibi tutmasın diye hayatı merakla karıştıranlara ne mutlu..."
s12

"sizi üzmek için söylemiyorum bunları
başka şeyler söyleyebilirim gerçekten üzmek istesem."
-henri michaux

"allah senin ruhunu yeni bir fırtına ile tanıştırsın
zira senin deniz sularında nadiren hareket var."
-muhammed ikbal

"atımı bir yerde durmamanın güzelliğine bağladım."
-kemal özer

"mutluluk bir çingene mesleğidir."
s19

"evde oturan ölür"
-çingene atasözü

"eylem kelimelerden daha yüksek sesle konuşur"
-derrick jensen

"gerçek aşık ateşte yanmaz, huzur bulur"
s23

"gemisini yaparken gelip geçenlerin alaylı bakışlarına karşılık nuh'un yüzündeki ifadeyi bir türlü hayal edemiyorum. flaubert'in kartaca için söylediği  sözü, şu şekilde yeniden soruyorum kendime: "nuh'un yüzündeki ifadeyi yeniden canlandırabilmek için ne kadar hüzne katlanmak gerekirdi."
s36

"bu çağda kimse kimseyi bankaların bir insanı sevdiğinden daha fazla sevemez"
s39

"tehlike neredeyse kurtuluş da oradadır"
-hölderlin

"hayatın anı biriktiren tümseklerinden, karanlık köşelerinden kaçınıyoruz. dilin şiir biriktiren oyuklarını atlayarak geçiyoruz. oysa bu oyuklardır hayatı biriktiren."
s47

"unutma, evi yakın olanların harcıdır yorgunluk"
s49

"depresyon, modern dünyayı bize bayındır gösteren illüzyona karşı insan ruhunun verdiği anlamlı ve insani bir tepkidir aslında."
s52

"çağdaş edebiyata güvenim yok demiyorum. ama değerli vaktimi de zamanın vaftiz etmediği eserleri okuyarak ziyan etmek istemem. hayat zaten yeterince kısa."
s55

"anladım ki okumak bir tür benzerini aranmak gayretiymiş"
s56

"kitabım çıkma arzusu versin sana. nereden olursa olsun çıkmak, şehirden, okuldan, aileden, odandan, düşünceden"
-andre gide

"eğitim bir ruh soldurma operasyonudur."
s63

"başkaları çalışırken ben öğrendiğim şeyleri unutmak için tam üç yıl seyahat ettim. ağır oldu, güç oldu bu bilgilerden kurtulma; ama insanların zorla verdiği bütün bilgilerden faydalı geldi. gerçek bir eğitimin başlangıcı oldu."
-andre gide

"önemli, mühim, saygıdeğer işler yüzünden küçümsediğimiz, ertelediğimiz, çözümsüz bıraktığımız birçok mesele hayatımızın 'önemli' bir kısmını da berbat ediyor."
s74

"aristo, mesela dehanın -yazarlığın temel şartının- melankoli gerektirdiğini söylüyor."
s79




kitapta adı geçen bazı kitaplar, filmler, yazarlar, vesaireler
*derrick jensen, eylem kelimeden daha yüksek sesle konuşur
*notre dame'ın kamburu
*ridley scott - cennetin krallığı 2005
*scott fitzgerald - muhteşem gatsby
*bilge karasu - ne kitapsız ne kedisiz
*james joyce - ulysses
*haruki murakami - imkansızın şarkısı, koşmasaydım yazamazdım
*rimbaud - sarhoş gemi
*andre gide - dünya nimetleri ve yeni nimetler
*kim ki-duk - boş ev
*tim robbins - imge ve bilinç akışı


25 Mayıs 2024 Cumartesi

kesin inançlılar - eric hoffer (1. bölüm)

"bir insanın işlerini görmesine engel olacak bir derdi varsa, hatta karnı bile ağrıyorsa, bunun için dünyaya yeni bir düzen verilmesi gerektiğine inanır.”
s.17

"olağanüstü başarı sağlayan ve mutlu hayat yaşayan kişiler, genellikle temel yeniliklere karşıdırlar."
s.20

"hayatlarını tamiri imkânsız şekilde kötü bulan kişiler, kişisel yükselmede değerli bir amaç bulamazlar"
s.21


"bir insanın kendi mükemmelliğine olan inancı ne kadar zayıfsa, ulusunun, dininin, ırkının veya inandığı kutsal amacın mükemmelliği yönündeki iddiası da o kadar güçlüdür"
s.23

"modern bir toplumda insanlar ancak ardı arkası kesilmez telaşlı bir hayatın meydana getirdiği şaşkınlık içinde yaşadıkları sürece umutsuz yaşamaya dayanabilirler"
s.24

"uğrunda canımızı vermeye hazır olmadığımız bir amacın, hayatımızı değerli kılacağından emin olamayız."
s.24

"insanlarda; bir ırkı, bir ulusu veya ayrıcalığı olan bir grubu, onun en kötü üyelerine bakarak değerlendirme eğilimi vardır. her ne kadar bunun haksızlığı, ortadaysa da, bu eğilimin haklı olan bir yönü de vardır. çünkü bir topluluğun niteliği ve kaderi, birçok zaman onun en kötü elemanları tarafından belirlenir."
s.29

"atılanlar ve itilenler, çok kere bir ulusun geleceğinin hammaddesini oluşturmuşlardır
s.29

"hayal kırıklığı ile kalbi burkulanlar genellikle yoksulluğu pek eski olmayan “yeni yoksullardır." daha önce sahip oldukları daha iyi şeylerin anısı, onların içini ateş gibi yakar. onlar mirastan mahrum bırakılmış veya malları gasp edilmiş gibidirler ve doğmakta olan her kitle hareketini olumlu karşılarlar."
s.31

"yiyecek ve yatacak yer bulmanın amansız mücadelesine girişmiş olanlar, boşuna çaba harcamış olma duygusuna hiçbir zaman yakalanmazlar. varılacak amaçlan maddi ve acildir. her yenen yemek, onlar için bir amacın gerçekleşmesidir; tok karnına yatağa girmek bir zaferdir ve açıktan gelen her bedava şey bir mucizedir. bu insanlar, hayatlarına anlam ve değer verebilecek ve kişiliklerini yükseltecek bir amaca nasıl ihtiyaç duyabilirler ki? bunlar bir kitle hareketinin çağrısına karşı muafiyet taşırlar."
s.31

"güneşin doğumundan güneşin batımına dek, sadece kendilerini hayatta tutacak şeyleri sağlamak için didinen insanlar, keder beslemezler ve hayal kurmazlar"
s.32

"bir şikâyetin dozunun en şiddetli olduğu zaman şikâyet konusunun ortadan kalkma ihtimali belirdiği zamandır."
s.32

"birçok şeye sahip olduğumuz halde, daha fazlasını istediğimiz zamanki hayal kırıklığımız, hiçbir şeye sahip olmayıp bazı şeyler istediğimiz zamanki hayal kırıklıklarımızdan daha büyüktür. birçok şeyin yokluğunu çektiğimiz zaman duyduğumuz hoşnutsuzluktan daha hafiftir"
s.33

"bir kitle hareketine, kişisel sorumluluğumuzdan kaçmak için veya ateşli bir genç nazi’nin dediği gibi; “özgür olmaktan kurtulmak için” katılırız."
s.34

"kendi hayatlarını bozulmuş ve ziyan olmuş görenler, özgürlükten çok, eşitlik ve kardeşlik ararlar. onların özlediği eşitliği sağlayacak olan hiçbir zaman özgürlük değildir."
s.36

"eşitlik arzusu, bir bakıma kişiliğini gizleme (anonimite) arzusudur, yani kumaşı meydana getiren ipliklerden birinin diğerinden ayırt edilmesi gibi. böylece kimse bizi diğerleriyle kıyaslayıp kusurlarımızı ortaya çıkaramaz."
s.36




devamı gelecek..

19 Nisan 2024 Cuma

vüs'at o. bener - bay muannit sahtegi'nin notları

      


selamlar, çok saygısever, saygısayar, saygıçizer ve saygıdiğer okur. 
yaklaşık bir yıldır buralara hiç bir şey yazmadığımla ilgili nedamet dolu girizgahlara hiç tenezzül etmeden konuya girmek isterim. ne sizin ne de benim hayattaki en önemli şeyi olan vaktini de bu sayede laf-ı güzaflarla heder etmemiş oluruz diye düşünüyorum. 
-teşekkürler. -
uzun zaman sonra burada olmamıza sebep olan kitabımızın adı çok güzel. vüs'at o. bener'in yazmış olduğu bu kısa kitabı ben 2013'te okumuşum geçen gün kitaplıkta okumadığım kitaplara göz gezdirirken bu eski arkadaşa rastlayıp çizmiş olduğum yerleri tekrar okuyunca o zaman madem neden bloga yazıp sevgili dostlarımla paylaşmamayım dedim ve şimdi sizi bu notlarla baş başa bırakıyorum. benim yazdıklarımı bile buraya kadar okuduysanız muannit sahtegi bey'in notlarını da seve seve okursunuz diye düşünüyorum. 
-sonda sürpriz var. teşekkürler.-


"bay muannit sahtegi'nin notları"

"yine öldürgen bir intihar sabahı, yirmi miligram nobraksin almama karşın, ellerimin titremesini önleyemiyorum, kaydın bay muannit sahtegi, yapma, seni konuşmak değil, yazmak kurtarır derken, yani günlük adı altında ilk üç beş tümcenin yazıldığı günden tam üç yıl sonra, yeniden başlamayı deniyorum. yoksa, galiba, dün gördüğüm, yanıbaşında sulandırılmış rakı şişesi, dilenen ihtiyardan beter yıkılmış olacağım. neyi, nasıl, niçin kurtarmak? neden bunca korkmak yıkılmaktan, yok olmaktan. canlılık rastlantısal oluşumu, geciktirilebilir avuntusuna sığınmayacağım, tek kuşkulu güvencem, gücüm bu. hadi çabuk, iç çek biraz, zayıflığını kimse görmüyor nasıl olsa. sonra bırakma, salma kendini, yaz ince eleyip sık dokumadan, kim ne derse desin. ardına kalmamayı erdem saymak, hele günübirlik kime ne'lik yaşamaları kâğıda geçirmemek; unutulurum kaygısıyla başvurulan sığ yöntemlere tepki burnubüyüklüğüdür; bunca ertelemek, durup dururken kesivermek de belki." 
s.9 

"taşıllaşır umuduyla, susku öncesini, yeryüzü çekiminden kurtulamaz bilgisizliği yüzünden, bir demir gülle bağlayıp çamurlu dibe salmıştım. derine adamakıllı gömülmüştür, daha da gömülmektedir.." 
s.10 

"çocuk yürekli insanlarla bir geceyi yarılamak, seni duymaya yaradı, özlemini çoğaltmakla bozguna hazır, göstermelik iç dengemi alt üst etti." 
s.13 

"herkesin bayıldığı zanaate alışamadım, neye alışabildim ki! yapım en büyümsenir tutkulara bile yatkın, yetkin değil. kurak, çorak." 
s.13 

"senin o köpeksi gülüşümlerinin, çehov gözlüklerinin ardında yatanın, öyle ahım şahım yaşam saltanatı olmadığını, hiçbir şeye güvenmeyerek söylememe izin ver." 
s.13 

"anlamak işim değil, anlatmak hiç, o da anlamazdan gelmek direnisinde usta" 
s.13 

"şimdiye dek aklım neredeydi. hiçbir yerde olamayan aklımın nereden olduğunu ben ne bileyim. geçirmeye gelmek istememiştim oysa. küskündüm iyice. kaçınılamazlık kötü huylu uru, istencin yönlendiremediği antikorların darmadağın saldırılarıyla ara sıra duraklasa bile, kemirgenliğini geliştirdi hep." 
s.17 

"karşılıksız sevgi yanılgısının ayrımındalığına belbağlayabilseydim bari." 
s.17 

"günah, günah nedir sorusunu soran meraklının kalpazan yüreğine saplı bursa bıçağıdır daha doğrusu." s.20 

"düşmutluları topunuzun canı cehenneme!" 
s.18 

"birdenbire çökmedim, çökerek bu günlere geldim."
s.26 

"insan sevmesin, erinin osuruğu mis kokar derdi, rahmetli büyükanam. birimiz leylak koktu mu işler karışır bayanlar baylar. biz leylak kokamayız. birimiz sümbülleşmeye kalktı mı, hepimize aşağılık kompleksi gelir." 
s.30 

"dolaşık, amanvermez biçem oyunlarını bozmaya, anlaşılırlığa yöneldiğimi kanıtlamaya çabaladığımdan bu yana övgüler almaya başladım." 
s.35 

"yazık ki, bir kez ölmüyor ölüm, ölüp ölüp diriliyor" 
-shakespeare 

"kişi ya tam yürekli olmalı, ya tam dayanıksız" 
s.47 

"kendi tutumlarımızdaki terslikleri görmezden gelişimiz; egemenlik tutkularımıza, zekamıza, aklımıza verdiğimiz aşırı önemin boşluğunu, boş yüceliğini unutmamız şaşırtıcı boyutlara varıyor." 
s.50 

"notlarıma çekidüzen vermeye karar verdim, hemen caydım. içim sıkılıyor." 
s.62 

"boyutlanamamış konuşmalar, ataklarının altı; içtenlik özlemi, yalnızlık yakıntısı. ilgi kuramamak kuramını geliştirdiğine inanmaya savaşıyor gibi. dil ustalığı ya da tökezlemesine önlem alınmamış görüntüsü verilerek, çözümleme alışverişi güya. engel, belki onun 'entelekt' döngüsünden çıkamayışı, tüm alçakgönüllülük çabalarına karşın. bu gece başkalığını başka, geniş zamanda ele alabilirim türküsünü söyeyeyim bari.." 
s.73 

"bıraktığım yerden sürdüreyim diyorum, bıraktıklarımın önemsizliğini bilerek." 
s.90 

son olarak ilk kez duyduğum bazı vüs'at o. bener kelimeleri gelsün,
-öldürgen- 
-dural- 
-tansıklık- 
-göğsümdeliği- 
-önyazgı- 
-ilengen- 
-burunduran- 
-buyrukkuluymuşumcasına- 
-ivecen- 
-buçukkulak- 
-yepelek- 
-inanmazlaşmak-

24 Ağustos 2023 Perşembe

franz kafka - bir köy hekimi

"geçen gün adliye sarayının dışındaki merdivenlerde akıldan yana şansı olmamış bir mübaşir gördüm"
s8

"reçete yazmak değil, insanlarla anlaşmak zordur."
s13

"şu gezip dolaşan hastaların biri bile bana yardım etmiyor."
s16

"bu mutsuz çağın ayazına çırılçıplak maruz kalan ihtiyar bir adam olan ben, bu dünyaya ait olmayan atların çektiği dünyevi bir arabayla başıboş dolanıyorum"
s24

"çaresiz hayvanlarız, elimizde dişlerimizden başka şey yok; iyi ya da kötü, dişlerimiz olmasa ne yapardık?"
s26

"onunla birlikteyken yalnız hissediyor kendini insan."
s37

"mecbur kalınca bir çıkış yolu bulabilmek için ne pahasına olursa olsun nasıl da her şey öğreniliyor."
s37

"övgüye bu denli kesinlikle layık olan birini övmek, övgü denen şeyin içini boşaltmaktır biraz da."
s38

"öyle ufak tefek birine top sakal hiç yakışmaz oysa"
s39

"oysa ben onun gözlerindeki ayartıcı parıltının ıslak bir süngerle bile silinebileceğini biliyorum"
s39

"uçmak gereksinimi de güçsüzlükten kaynaklanmaz mı, uçmak bocalamak, karasızca kanat çırpmaktan başka nedir?"
s40

"bana, “giderken seni de yanıma alacağım baba,” der gibi baktığında içimden ona, “güveneceğim son kişi sensin,” demek geliyor. işte o anda bakışlarında, “hiç olmazsa sonuncu olarak güveniyorsun,” anlamı seziliyor."
s40

"itaat etmekten kaçınamadığım tek yasa, aklınıza gelebilecek her türlü inattan kaçınmak oldu."
s46

"özgürlük, en yüce duygulardan sayılıyorsa, onun yolunda aldanma da en yüce aldanma sayılıyor."
s49

"bir çıkış yolu bulmam gerektiğini fakat bu yolu kaçmaya çalışmakla bulamayacağımı sezmiştim herhalde. kaçabilmenin mümkün olup olmadığını gerçekten bilemiyorum"
s51



14 Ağustos 2023 Pazartesi

kum kitabı - jorge luis borges


"olay 1969 şubat'ında, boston'ın kuzeyindeki cambridge'de geçti. ozaman bunu yazmadım, çünkü amacım unutmaktı, aklımı oynatmamak için. bugün, birkaç yıl geçtikten sonra kâğıda dökersem başkalarının bunu öykü olarak okuyacağını ve zamanla belki benim için de bir öykü niteliğine bürünebileceğim düşünüyorum."

s.11

"kaçınılmaz olarak, nehir bana zamanı düşündürdü."

s.11

"birden, bu ânı daha önce yaşadığım duygusuna kapıldım (psikologlara göre bu, bir yorgunluk haline karşılık oluyor).

s.11

"ben yavaş yavaş ölmekte olan çok yaşlı bir kadınım. kimse böylesine alışılagelmiş, sıradan bir şey yüzünden üzülmesin."

s.13

"şiir, gerçekten olmuş olanı değil de, bir özlemi dile getirdiğinde güzeldir."

s.16

"bütün bunlar bir mucize ve mucizeler korkunçtur"

s.16

"tasalanma, yavaş yavaş artan körlük pek trajik değil. ağır bir yaz akşamı gibi."

s.17


"öyküm gerçeğe sadık olacak ya da en azından o gerçekten sakladığım anıya; sonuçta ikisi de aynı kapıya çıkar. olaylar yakın geçmişte, ama edebi alışkanlıkların ikinci derecede ayrıntılar ekleyip önemli noktaları vurgulamayı gerektirdiğini biliyorum."

s.18

"hazırcevap görünmek istiyordu ve bu tümceyi ilk kez söylemediğini anladım. sonradan öğrendim bu sözlerin kendisine benzemediğini, zaten söylediğimiz bize benzemez her zaman."

s.18

"siyahlara bürünmüştü, oysa doğanın sönük yüzünü renklerle canlandırmaya çalışan kuzey yörelerinde ender rastlanan bir şeydir bu."

s.18


"yalnız gezinmeyi sevdiğini söyledi. schopenhauer’in bir şakasını anımsayıp yanıtladım:

- ben de. biz ikimiz beraber çıkabiliriz öyleyse."

s.19

"o sırada bir kurdun uluduğunu duydum. daha önce hiç kurt uluması duymamıştım, ama bunun bir kurt olduğunu anladım."

s.19

"belirli yaştaki bir bekâr için, sunulan aşk artık beklenmeyen bir armağandır."

s.19

"bütün bunlar bir düş gibi, dedim ve ben asla düş görmem."

s.20


"yalnızlık bana acı vermiyor, insanın kendisine ve kendi huylarına katlanmasıyla hayat zaten yeterince zor."

s.22

"yaşlandığımı anlıyorum; en şaşmaz belirti de yeniliklerin beni ilgilendirmemesi, eğlendirmemesi; belki de temelde yeni olmadıklarını, olsa olsa eskinin ürkek varyasyonları olduklarını kavramadan ileri geliyor."

s.22


"gençliğimde günbatımlarına, kenar mahallelere ve mutsuzluğa bayılırdım."

s.22

"ey geceler! ey ılık ve paylaşılmış karanlıklar! ey gölgelerde gizli bir ırmak gibi akan aşk! ey her birinin öbürü olduğu o esrime ânı! ey esrimenin saflığı ve arılığı! ey kendimizden geçtiğimiz, sonrasında uykuya daldığımız birleşme! ey günün ilk ışınları ve onun seyrine dalışım!"

s.34

"beatrice gemiye gelmedi; ona göre vedalaşmalar anlamsız üzüntü bayramlarıydı ve dramatik olaylardan tiksiniyordu. bir önceki kış karşılaştığımız kitaplıkta vedalaştık. ben korkak bir adamım: mektup bekleme sıkıntısını önlemek için adresimi vermedim."

s.34

"sayfalar dolusu bir mektup yazdım, montevideo’dan ayrılırken yırtıp attım."

s.35

"birkaç yüzyılda bir iskenderiye kitaplığı yakılır."

s.37

"kötülük yapmak istedim, iyilik yapmışım."

s.38

"sözcükler paylaşılmış bir hafıza gerektiren simgelerdir "
s.39

"hepimizin bir ölüm karşısında duyduklarımızı duydum: daha çok yakınlık göstermemiş olmanın artık gereksiz pişmanlığı. insan, ölülerle konuşurken, ölü olduğunu unutuyor.

s.40

"kargaları ele alın: ne ekerler, ne biçerler, ne kilerleri vardır, ne de ambarları , ama tanrı onları besler. siz onlardan daha mı az değerlisiniz?"

s.47

"öğrenmek anımsamaksa, bilmemenin yalnızca unutmuş olma anlamını taşıdığını ileri sürdüğünü söylemişti."

s.51


"arjantin’de hiçbir köy yoktur ki öbürüne benzemesin, kendinin farklı olduğunu düşünme açısından bile. aynı toprak yollar, aynı tekerlek izleri, aynı alçak çatılı evler ve bütün bunlar at sırtında giden bir adamı daha önemli gösterir."

s.52

"en parlak başarılar sözcüklerle perçinlenmezse ışıltılarını kaybederler."

s.56

"azov denizi kıyısında hiçbir zaman unutmayacağım bir kadın tarafından sevildim; onu terk ettim ya da o beni terk etti, ikisi de aynı şey zaten."

s.63

"bir yunan askeri beni düelloya kışkırttı ve iki kılıç arasında bir seçim yapmak için zorladı. biri diğerinden bir karış fazlaydı. beni korkutmaya çalıştığını sezip kısa olanını seçtim. bana, neden diye sordu. yumruğumdan yüreğine olan uzaklığın aynı olduğu karşılığını verdim."

s.63


"kendini sana veren ilk kadından ne aldın, diye sordu.

– her şeyi, diye yanıtladım."

s.64

"kimse iki bin kitap okuyamaz. zaten önemli olan okumak değil, yeniden okumaktır."

s.67

"artık yoksulluğun acısını çeken kalmadı. kuşkusuz bayağılığın en sıkıcı biçimi olan zenginlikten yakınan da yok. herkesin bir işlevi var."

s.68


"kendisine bir erkeğin kadınları düşünmemesi gerektiği söylenmişti, özellikle yanında olmadıkları zaman."

s.80

"bir tutuklu ya da kör için zaman, hafif meyildeki su gibi akar."

s.81

"bir şeyi görebilmek için onu anlamak gerekir."


10 Ağustos 2023 Perşembe

insanlardan biri miyim?

selamun aleyküm,

sevgili okurlarım son zamanlarda ismet özel'in istiklal marşı derneğinde haftalık olarak yazdığı yazılara sardım, her gün üç beş altı tanesini okuyorum. hatta utanmadan okuduğum yerlerin altını çizip notlar alıyorum. bazı okuduğum şeyler o kadar güzel ki onları şiir zannediyor, ulan! adamın düz yazısı bile şiir diye kendi kendime konuşuyorum. geçenlerde okuduğum bir yazının son bölümü beni mest etti ve dur dedim bunu şiirmişçesine alt alta yazmayı deneyeyim bakalım ne olacak? utanmadan denedim ve ortaya şöyle bir şey çıktı, ben de neticeyi siz değerli okurlarımla ve ismet özel severlerle paylaşmak istedim.
yorumlarınızı ve hislerinizi merak ediyorum.
buyurunuz.

--------------------------





















uydurmak uyduramamak*


insanlardan biri miyim?
bu sual şiir yazma kararı aldığım zaman beni yaktı
üzerimdeki yanık kokusu her tanıştığım kimse ile aramızdaki mesafenin sebebi oldu
yıllar içinde yanımda, yanı başımda bir yanık daha bulmak tek hedefim oldu
kimsede suç aramıyorum
netice onu bulamayışıma vardı

tuhaflık bende miydi, başkalarında mı?
felekten bir gece çalmak değilse bile
dünyadan bir şeyler elde etmek için
herkesin işlediği hataya bir mazaret bulabilirdim
niçin hiç kimsenin aklına benim de bir mazaretim olabileceği gelmiyordu?
aslına bakarsanız geliyordu, geldiğini biliyordum
taşların yerine oturmasına engel olan neydi?
taşlar olduğu, taşların bir yeri olduğu ve her taşın yerine oturması gerektiği fikrini
nereden çıkardım?



*ismet özel, uydurmak uyduramamak,
istiklal marşı derneği, 14 haziran 2023


1 Ağustos 2023 Salı

denemeler, montaigne part 1
















"bütün toptancı yargılar çürük ve tehlikelidir."
s.124

"görenlere kısacık göstermeler yeter üst tarafını kendin bulabilirsin."
s.142

"insanın kendini anlatmasından daha zor ve daha yararlı hiçbir şey yoktur."
s.24

"bize yaşamayı ömür geçtikten sonra öğretiyorlar."
s.31

"cicero dermiş ki, iki insan hayatı yaşayacak olsam bile, lirik şairleri incelemeye zaman harcamam"
s.31

"Indupedita suis fatalibus omnia vinclis.
her şey, kırılmaz zincirleriyle bağlı yazgının."
s.38

"ve keder, atımızın terkisine binip gelir."
s.47

"günlük hayatımızda ve insanlarla olan alışverişlerimizde fazla parlak ve keskin bir zeka göstermek de doğru değildir. derin bir anlayış bizi fazla inceliğe ve fazla meraka götürür. zekamızın olaylara ve dünya işlerine daha elverişli bir hale getirebilmek için biraz ağırlaştırmak, körleştirmek, onu bu karanlık ve bayağı hayata uydurmak için karartmak ve bulandırmak gereklidir."
s.55

"her işin bütün koşullarını ve sonuçlarını arayıp hesaplayan adam karar vermekte güçlük çeker; orta bir kafa da işleri görür, büyük küçük bütün girişimlere yeter. dikkat ederseniz en iyi işçiler nasıl iş gördüklerini söylemekten aciz kimselerdir. buna karşılık, yaptıklarını çok iyi anlatan kimselerin elinden iyi iş çıktığı pek görülmez."
s.55

"yunanlı bir balıkçı, bir kasırga sırasında neptunus’a şöyle söylemiş: «ey tanrı, beni ister kurtar, ister batır, ben dümenimi kırmadan dosdoğru gideceğim.» zamanımda nice dönek, ikiyüzlü, karışık insanlar gördüm ki, dünya işlerinde benden daha tedbirli oldukları halde, benim kurtulduğum felaketlerden kendilerini kurtaramadılar."
s.58

"en az bildiğimiz şeyler tanrılaşmaya en elverişli olanlardır."
s.59

"tanrıları bize benzer tasarlamak, onları bizim gibi arzuları, öfkeleri, kinleri, kanları, hazları, ölümleri, mezarları olan birer varlık olarak düşünmek insan düşüncesinin bir sarhoşluk zamanına rastlamış olsa gerektir."
s.59

"ahirette, vadedilen ödülleri alacak olan, bizden başka türlü bir varlık olacaktır."
s.61

"platon, sen başka bir yerde diyorsun ki, öteki dünyada ödüllere kavuşacak olan, insanın yalnız ruh yanıdır."
s.62

"bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü, her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır."
quisquis abique habitat, maxime, nusquam habitat. (martialis)
her yerde olan hiçbir yerde değildir.
s.63

"vivit, et est vitae nescius ipse suae (ovidius) 
yaşıyor ama, bilmiyor yaşadığını."
s.64

"cezasını bekleyenler onu çekiyor demektir"
s.81

"solon’a oğlunun ölümünde, güçsüz ve yararsız gözyaşları dökmenin doğru olmadığını söylemişler; güçsüz ve yararsız oldukları için dökülmeleri daha iyi ya demiş"
s.95

"mademki ölümün ününe geçilemez, ne zaman gelirse gelsin. sokrates’e: otuz zalimler seni ölüme mahkum ettiler, dedikleri zaman: doğa da onları! demiş. bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık! nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de her şeyin ölümü olacak. öyle ise, yüz yıl daha yaşamayacağız diye ağlamak, yüz yıl önce yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir. ölüm başka bir hayatın kaynağıdır. bu hayata gelirken de ağladık, eziyet çektik; bu hayata da eski şeklimizden soyunarak girdik"
s.104


--------
devam edecek...

23 Temmuz 2023 Pazar

köse kadı, bahaeddin özkişi


    desing by: fgraphy 


"hoşlanmadığım bazı şeyler vardır delikanlı, dedi. bunlar küstahlık, sözlerime güvenilmemesi ve anlayıp dinlemeden verilmiş peşin hükümlerdir. ben eğer kötü dersem, bu size göre en az, en kötüdür. benim tehlikeli bulduğum sizin düşünebileceğiniz en büyük tehlike."
s19

"kelimeleri, bilerek ve yerinde kullanırım delikanlı. karşılığı olan mânâları ne fazla ne de eksiktir. size, köse kadı’ya dikkat edin dedim. düşünmemekten yağlanmış beyniniz ve ehlinden emir almamaktan bozulmuş terbiyenize rağmen bu noktaya tekrar dikkatinizi çekerim."
s19

"beyninizi yormak istemiyorsunuz, çünkü, olayların gelişmesi düşüncelerinize uygun düşüyor."
s45

"islâm’da, allah’a rabb-ül müslimîn değil, rabb-ül âlemîn denir. madem ki, allah bütün insanların rabbidir, o halde bize düşen vazife o’nun gerçek nurunu şu veya bu millet demeden yaymaktır."
s61

"yiğit olmamak hastalığına tutulmuştu."
s68

"tanrı bana öyle bir illet verdi ki, verdiği için isyan ettim. ama vermeseydi vermediği için isyan edecektim."
s73

"birşeyi fazlaca övmek ekseriya o şeye karşı tesire çalıştığınız insan üzerinde şüphe uyandırır.
s100

"bunun böyle olmasını temenni ettiğiniz için böyle düşünüyor olmalısınız, dedi. yoksa çok iyi bilirsiniz ki tâ doğumundan muayyen bir inanca itilmiş bir insanın bu inancından sonradan dönmesi tahminlerin üstünde güçtür. tarafsız bir kafayla doğrunun mânâsını incelersek görürüz ki, doğru, kişiye, kişinin içinde bulunduğu topluluğa ve topluluğun yaşadığı asra göre değer alır. onlarca doğrunun tarifi, içinde bulundukları ve içinde bulunmaktan haz duydukları durumdur."
s101

"teyzecik sevincini de üzüntüsü gibi belirtti. yani ağladı."
s100

"ama menfaatin perdelediği göz kadar kör birşey düşünülebilir mi?"
s113

"beni anlayamamasından ve anlayamadığı için de hakkımda iyi olmayan fikirlere sahip olmasından korkarım"
s147

"allah’a hizmet; ısrarla bıkmadan, usanmadan, ümidini kesmeden ve aşırı ümit etmeden hakkın söylediklerini yerine getirmekle, aksi ise, şeytani arzuların sonuna kada tatbşkş şle olur. bu her iki ıcı hizmetkarları da sonuçta bazı kabiliyetlere sahip olurlar"
s148

"hayaller istikbâl tarlalarına ekilmiş tohumlardır."
s150

"türk sultanının ağzında şöyle ifadesini buluyor: “senin askerinin yaşamak arzusundan çok, benim askerimin ölmek arzusu vardır."
s150

"insanı kuvvetli kılan şeyler imanının kuvvetiyle paraleldir. onu yıkacak şeyler imanın zayıflamasıdır. kuvvetin gıdası harekettir. devamlı, durmamasıya ileriye yönelmiş yepyeni hamlelerle hareket."
s151

“buğday gibi olacaksınız.” diyordu. “öğütülüp un olacak, ama beraberinizde o sert granit değirmen taşını da öğüteceksiniz.
s152


20 Temmuz 2023 Perşembe

bir çift yürek - marlo morgan




selam dostlar. bir çift yürek kitabıyla alakalı bir kaç çift kelam etmek isterim müsaitseniz. 
teşekkürler.
kitap amerikalı doktor bir ablamızın avustralya seyahati sırasında hiç hesapta yokken karşılaştığı aborjinlerle çölde çıktığı yolculuğu ve yolculuk sırasında yaşadığı içsel yolculuğu anlatıyor. yani bizi iki yolculuk bekliyor. bir alana bir yolculuk bedava ya da bir taşla iki yolculuk gibi bişey. 
kitapta yer yer klişeleşmiş kişisel gelişim esintileri olsa da genel olarak vermek istediği mesaj falan güzel. aborjinleri bir nevi çok eskilerden kalan sufiler diyebiliriz. özetle, sıkılmadan çerez niyetine okuyabileceğiniz bir kitap diyebilirim. 
okuyacak olanlara selamlar şimdiden.
okuyanlar da hislerini yorum kısmısında paylaşabilir tabi ki.

not: aşağıda kitabı okurken altını çizdiğim bazı kısımları okuyacaksınız yani ben kitabınokumadan spoiler yemek istemiyorum diyenler yazının burdan sonrasını okumayabilme özgürlüğüne sahiptir.



-------------alıntılar----------------

“seçimlerini bilgelikle yap, çünkü istediğin şey eline geçebilir.”
s.33
cenap şehabettin'in şu vecizesini hatırlattı, "öyle dualarımız vardır ki kabul edilseler daha bedbaht olurduk" 


“size bir şey vereceğim, ama sizlerde benim isteyebileceğim hiçbir şey yok.“ 
s.46

“asla, asla deme! asla sözcüğünün, henüz denenmemiş durumlar karşısında hiç yeri yok ve üstelik “asla” sözcüğü, uzun, çok uzun bir zaman dilimini kapsıyor.”
s.49

“mutant sözcüğünün anlamı temel yapısında derin bir değişime uğrayan ve bu nedenle artık ilk yaratıldığı andaki gibi olmayan kişi idi.”
s.51

“insan yüreğinden akan tek şeyin kan olmadığını öğrenmiştim.”
s.54

“kabile her yeni güne; ışık, kendileri, arkadaşları ve dünya için tanrısal birlik’e teşekkür ederek başlıyorlardı. kimi zaman özel isteklerde bulunuyorlar ama bunu mutlaka, “eğer benim çevremdeki her türlü yaşam formlarının hayrınaysa, ” dileğiyle sona erdiriyorlardı.”
s.56

"her şeyin bir amacı vardır. hiçbir şey rastlantısal, anlamsız ya da yanlış değildir. sadece yanlış anlamalar ve ölümlü insana henüz açıklanmamış sırlar vardır."
s.56

“onlar mutantların pek çok fiziksel bağımlılığı olduğuna, bunlardan birinin de su bağımlılığı olduğuna inanıyorlardı.”
s.57
(günlük 3 litre su içmemiz lazım diyen mutantlara duyurulur)

“geçmişte, onlara avda yardım eden, arkadaşlık yapan ve soğuk gecelerde ısıtan evcilleştirilmiş dingolarla yolculuk etmişlerdi işte o soğuk gecelerden kalmış olan bir deyimleri vardı: üç köpeklik gece!”
s.62

“gerçek insanlar, sesin var oluş nedeni olarak konuşmayı görmezler. konuşmak, yürek ve akılla yapılır. ses, konuşma amaçlı kullanıldığı zaman ortaya dökülenler boş sözlerdir, ruhsal içerikli olamazlar. ses, şarkı söyleme, kutlama yapma ve şifa vermeye yarar.”
s.63

“bizler karşılaştığımız her kişiye bir şey verirdik ama ne vereceğimizi sadece kendimiz kararlaştırırdık. sözlerimiz, eylemlerimiz, ancak sürdürmeyi umut ettiğimiz yaşamın sahnesini oluşturmaya yönelikti.”
s.77

“mutantlar, gerçeği yaşamak yerine, koşulların ve durumların evrensel yasayı, konfor, maddecilik ve güvensizliğin altına gömmesine izin veriyorlardı."
 s.79

“eğer bir kişi yedi yaşındaki inançları ile otuzyedi yaşında kendini hâlâ iyi ve mutlu hissedebiliyorsa, bu kişi ömrünü boşa harcamış demektir.”
s.99
muhammed ali'nin şu sözünü hatırlattı, "dünyayı 20'sinde ve 50'sinde aynı gören kişi 30 yılını boşa harcamış demektir."

“tam karşımızda oturan kişinin bizim bir yansımamız olduğunu düşünüyorlardı. o kişide gördüğümüz ve beğendiğimiz nitelikler, bizde de olan ve daha da güçlendirmek istediğimiz niteliklerdi. bunun tam tersine o kişide hoşlanmadığımız davranışlar ve tavırlar da bizim üzerimizde durmamız gereken yönlerimizdi.”
s.104

“kendi varlığımızda aynı gücü ya da güçsüzlüğü hissetmezsek, karşıdaki kişinin iyi veya kötü niteliklerini yargılamamız olanaksızdır.”
s.105

“hiç kimse işe yaramayacak kadar yaşlanmaz.”
s.105

“bir müzisyen müziğini içinde taşır. bir çalgıya gereksinimi yoktur, çünkü onun kendisi müziktir.”
s.109

“sen birinin canını acıtırsan, kendi canını acıtırsın. birine yardım edersen, kendine yardım edersin. kan ve kemik tüm insanlarda bulunur. farklı olan yürek ve niyettir. mutantlar bunun sadece bir insan ömrü boyunca geçerli olduğunu, bireysellik ve ayrımcılık anlamında düşünürler. gerçek insanlar bunun sonsuzluğa dek süreceğini bilirler. atalarımız, doğmamış torunlarımız, her yerdeki tüm yaşam, bunların tümü ‘birdir’.”
s.123

“isa, gerçek insanlar kabilesi’ne gelmemiştir. istese elbette gelirdi, biz yine buradaydık, ama mesajı bizler için değildi. bize gerekli değildi çünkü bizler nasıl yaşamamız gerektiğini unutmamıştık. bizler zaten o nun gerçeğini yaşamaktaydık. bizler için, “birlik görünen bir şey değildir. mutantlar biçimlere çok bağlılar. görünmeyen ve biçimi olmayan bir şeyi kabullenemiyorlar.”
s.123

“kabilenin kurallarına göre yaşam ve yaşamak, hareket, ilerlemek ve değişmek anlamına geliyordu.”
s.124

“insanlar kızgın, bezgin, kendileri için üzgün veya korku dolu oldukları zamanlar yaşıyor sayılmazlar. soluk almak canlı olmayı belirlemez. bu, öteki insanlara hangi bedenin gömülüp hangisinin gömülmeyeceğini göstermeye yarar, o kadar!”
s.124

“her soluk alan insan bir canlılık hali sergilemez.”
s.124

“onlar, zamanlarını yapay biçimde ısıtılmış veya soğutulmuş yapılarda geçirirler ve dışarıya çıktıklarında normal bir sıcaklıkta bile başlarına güneş geçer.”
s.146

“ikinci özellikleri mutantların artık gerçek insanlar’ın sahip olduğu iyi sindirim sistemine sahip olmamalarıdır. onlar yiyecekleri toz haline getirir, eritir, kimyasal işlemler uygular ve saklarlar. doğal besinlerden daha fazla doğal olmayan besinler tüketirler. hatta bu konuda o kadar ileri gitmişlerdir ki, temel gıdalara ve havadaki polenlere karşı alerjiler geliştirmişlerdir. kimi zaman mutantların bebekleri, annelerinin sütlerini bile sindiremezler.”
s.146

“yerlilerin inancına göre maddesel nesneler korkuya yol açar. insanlar ne kadar çok mala sahipse o kadar çok korkarlar. ve olasılıkla sadece bu nesneler için yaşarlar.”
s.146

“misyonerler, kendi çocuklarına minnet duymayı öğretmek zorundaysalar -ki bu, insanın içinden gelen bir duygudur- dönüp içinde yaşadıkları toplumu bir daha gözden geçirmeleri gerekecektir. belki de yardıma gereksinimi olan asıl onlardır”
s.147

“onlar kaza veya hastalık nedeniyle ölmenin doğallığına inanmıyorlardı. kaldı ki, diyorlardı, zaten ebedi olan bir şeyi öldürmek olanaksızdır. onu yaratan sen değilsin, sen de öldüremezsin.”
s.147

“armağan, eğer verdiğin kişinin istediği bir şeyse, armağan sayılır. o kişinin sahip olmasını arzu ettiğin bir şeyi verdiğin zaman bu bir armağan olmaz. armağanda bir zorunluluk yoktur. koşulsuz olarak verilen bir şeydir. armağan alan kişi bunu ne isterse yapabilir: kullanabilir, kırabilir, başkasına verebilir, canı ne isterse onu yapar. armağan koşulsuz olarak alan kişinindir ve armağanı veren kişi karşılığında hiçbir şey beklemez. eğer bu koşullara uymuyorsa, bu bir armağan sayılmaz. o zaman buna başka bir ad vermek gerekebilir."
s.153

“tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver”
s.163

“hiçbir yaratık, bunu kendi arzulamadıkça acı çekmemelidir.”
s.166

“anladığımız kadarıyla mutantların yaşamında et sosu diye bir şey var. onlar gerçeği biliyorlar ama bu, çıkar, maddecilik, güvensizlik ve korku denen kalın ve baharatlı bir kabuğun altında gömülü kalmış. yaşamlarında bir de pasta kreması diye bir şey var. bu, onların varoluşlarının tüm dakikalarını yüzeysel, yapay, geçici, hoş lezzetli, hoş görünüşlü tasanlar yapmakla geçirdiklerini ve yaşamlarının pek az zamanının sonsuz varlıklarını geliştirecek eylemlere ayırdığının bir kanıtı bizce.”
s.168

“evrenin her yanında gerçek dostlar birbirleriyle vedalaşırken ne yapıyorsa biz de onu yaptık: birbirimizi kucakladık. ooota şöyle dedi: “sana verebileceğimiz her şeye sen zaten sahiptin, bu nedenle sana verebileceğimiz hiçbir şey yoktu, ama bu veremediklerimizi bile bizden almayı, kabul etmeyi ve benimsemeyi öğrendiğini hissediyoruz. İşte bizim sana armağanımız da bu. “ soylu kara kuru ellerimi ellerinin içine aldı. sanırım gözleri yaşla dolmaya başlamıştı. eminim benim de öyleydi. “lütfen bu bir çift yüreği yitirme dostum, “ derken ooota sözlerini bana aktarıyordu: “bizim yanımıza iki açık yürekle geldin. şimdi bu iki yürek hem bizim hem senin kendi dünyan için anlayış ve duygu ile dolu. sen de bana bir ikinci yürek armağan ettin. artık ben de kendim için asla hayal edemeyeceğim bir bilgi ve anlayışa sahip olduğumu biliyorumsana verebileceğimiz her şeye sen zaten sahiptin, bu nedenle sana verebileceğimiz hiçbir şey yoktu, ama bu veremediklerimizi bile bizden almayı, kabul etmeyi ve benimsemeyi öğrendiğini hissediyoruz. işte bizim sana armağanımız da bu. “
s.169

güzel bir aborjin duasıyla yazımıza son veriyoruz

seni ayakta tutmaya yetecek kadar 
güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim.

aydınlık bir bakış açısına sahip olmana 
yetecek kadar güneş diliyorum. 

güneşi daha çok sevmene yetecek kadar 
yağmur diliyorum. 

ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar 
mutluluk diliyorum. 

yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi 
algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum.

isteklerini tatmin etmeye yetecek kadar, 
kazanç diliyorum. 

sahip olduğun her şeyi taktir etmene, 
yetecek kadar kayıp diliyorum. 

son 'elveda'yı atlatmana yetecek kadar 
'merhaba' diliyorum..



-------------- alıntı-------------


not: aborjin yerlileri kendileri dışındaki diğer tüm insanlara mutant diyor.

12 Temmuz 2023 Çarşamba

aforizmalar, franz kafka

















"kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı."
s.13

"belirli bir noktadan sonra geri dönüş yoktur. bu noktaya erişmek de gerekir."
s.12

"bilgeliğin başladığına ilk işaret, ölmek isteğidir. bu yaşam dayanılmaz görünür, bir başkası ise erişilmez. insan ölmek istediği için utanmaz artık; nefret ettiği eski hücresinden alınıp ilk işi nefret etmeyi öğrenmek olacağı yeni hücresine konulmak için yalvarıp yakarır. bunda belirli bir inancın kalıntısı da etkilidir; taşınma sırasında efendi koridorda görünecek, tutukluya şöyle bir bakacak ve diyecektir ki: "bu adamın yeniden hücreye kapatılmasına gerek yok. o bana geliyor artık."
s.13

"gerçek düşmandan sınırsız bir cesaret akar içinize."
s14

"sayısız sığınak vardır, ancak kurtuluş yolu tektir; ama kurtuluş olasılıkları yine de sığınaklar kadar çoktur. bir hedef var, ama yol yok; bizim yol dediğimiz şey, bir duraksamadır."
s.14

"iyi, bir bakıma rahatsızlık vericidir."
s.14

"önceleri sorularıma neden cevap alamadığımı anlayamıyordum, şimdiyse soru sorabileceğime nasıl inanabildiğimi anlayamıyorum. ama gerçekte inanmıyordum ki, soruyordum sadece"
s15

"sonsuzluk yolunda nasıl böylesine kolayca ilerlediğine hayret eden birisi vardı; gerçekte hızla bayır aşağı yuvarlanıyordu."
s.15

"insan, içinde yok edilemez bir şeyin varlığından sürekli emin olmadan yaşayamaz."
s.16

"insan ancak olabildiğince az yalan söylediğinde olabildiğince az yalan söylemiş olur; yoksa olabildiğince az yalan söyleme fırsatını bulduğunda değil."
s.18

"ev halkını koruyan tanrıya inanmaktan daha keyif veren ne olabilir!"
s.19

"kendini insanlığa bakarak sına. şüphe edeni şüpheye, inananı inanca götürür bu."
s.19

"bir kere olmuş olan iptal edilemez, sadece belirsizleştirilebilir."
s.21

"sözcüklerin yol açtığı karmaşadan kurtuluş: etkin olarak yok edilecek olanın, ilk önce sıkıca kavranmış olması gerekir; ufalanıp dökülen ufalanıp dökülür, ama yok edilemez."
s.21

18 Haziran 2023 Pazar

aşk ve öbür cinler

selamun aleyküm pek nadir bulunan ve anadolu'da nesli neredeyse tükenmek üzere olan sevgili blog okuyucuları ve genel olarak okuyanlar.
bugün sizlerle güney amerikanın tezenesi her kitabı ayrı güzel ve gerçekten büyüleyici gerçeklik dolu gabriel garcia marquez'in "aşk ve öbür cinler" kitabından arakladığım bazı kısımları paylaşacağım. müsadenizle

kitabın hikayesi gayet marquez'e yaraşır bir şekilde. marquez 45 yıl önce gazetecilik yaptığı yıllarda bu olaya tanıklık etmiş. şöyle bir şey;
eski bir manastırın yerine bir otel yapılacakmış. manastırın mahzenindeki mezarlar kazılıp boşaltılırken, mezarların birinde bakır rengi bir saç yığını bulunmuş gayet canlı olan bu saçlar çekilip çıkarılmakla bitmiyormuş adeta her yerde saç var kimin bu saçlar. en sonunda bir kız çocuğunun kafatasına yapışık son saç tellerini ulaşmışlar bu saçlar rivayete göre yirmi iki metreden biraz daha uzunmuş gabriel garcia marquez yıllar önce tanık olduğu bu ilginç olayı unutur mu unutmaz tabi yazmış bir kenara beklemiş yıllaaaar yıllar demlensin deyü. bu kadar da yetmez demiş. çocukluğunda büyükannesinden dinlediği, bir köpek ısırması sonucunda kuduzdan ölen küçük bir kızın masalıyla bu hikayeyi birleştirerek ortaya bir sanat eseri çıkarmış. ee marquez demek böyle bir şey kolay yetişmiyor bu adamlar kıymet bilin biraz


neyse başlayalım

aşk ve öbür cinler*


"güller arasında dolaşan bir gergedan rahatlığıyla geçiyordu"  s.27

"marki, kızının şaşırtıcı daha başka yalanlarını uzun uzun sayıp döktü; bundan üzüntü değil, baba olarak belirli bir kıvanç duyuyordu. “belki de şair olacaktır,” dedi ama abrenuncio, yalanın, sanatın bir koşulu olduğunu kabul etmedi. “yazı ne kadar saydam olursa, şiirsellik o kadar çok kendini gösterir,” dedi.  s.30

"bunca yıllık insanlık tarihinde,” diye sözlerini tamamladı, “hiçbir kuduz hastası, nasıl olduğunu anlatacak kadar uzun yaşamamıştır.” S.30

“mutluluğun iyi edemediğini iyileştirecek ilaç yoktur.” s.31

"kızın deli olduğu ileri sürülünce de, verdiği yanıt şu oldu: “düşüncelerini kabullenecek olursanız, hiçbir deli, deli değildir.” s.32

"bir keresinde şöyle demişti: “hayatta olmaktan korkarak yaşıyorum.” işte bu sürgün hayatında kazanmıştı o hüzünlü görünümünü, çekingen tavırlarını, düşünceli halini, uyuşuk hareketlerini, ağır ağır konuşmasını ve sanki onu bir inziva hücresine mahkûm eden o mistik eğilimini."

"o günlerde sierva maria, şarkılarda dedikleri gibi, aşkın her şeyin üstesinden gelebileceğinin doğru olup olmadığını sordu ona. “doğrudur,” diye yanıt verdi babası, “ama sen yine de inanmasan iyi olur.” S.46

"daha fazla öksürmemesi için üzerini örttü ve onu bu dünyada daha önce hiç sevmediği kadar çok sevmenin verdiği yepyeni bir hazla yatağın yanında uyumadan beklemeye koyuldu." s54

"bazen anlamadığımız bazı şeyleri, tanrının anlamadığımız şeyleri olabileceğini düşünmeden, şeytana yorarız.” s.75

“iblislere, doğruyu söyledikleri zaman bile inanmamak gerekir.” s75

"zamanında gösterilen bir kuşkudan daha yararlı bir şey olamaz,” s77

"onu düşündükçe daha fazla düşünesi geliyordu." s.82

"dünyanın dönmesine karışamayız,” dedi delaura. “ama bize acı vermemesi için bunu bilmezlikten gelebilirdik,” s.89

“seni unutmama fırsat verme.”  s.97

"bimiyorum,” dedi marki. “onu ne kadar çok tanısam, o kadar az tanıdığımı hissediyorum.” s.103

"bu gözün tek kusuru, gerektiğinden fazla görüyor olması,” dedi." s105

"tutkudan arta kalan sakin zamanlarında, gündelik sevginin sıkıntılarını da yaşamaya başlamışlardı." s.120

"ben seni, hepsinin genç ve güzel olduğu ve en iyisini ayırt etmenin kolay olmadığı bir kalabalığın içinden seçtim, dedi marki." s130

dulce olivia, yemeğini bitirmeden kalktı. sofrayı topladı, müthiş bir öfke içinde tabaklarla tencereleri yıkadı; yıkarken de her birini yalağın içinde kırıyordu." s.130

"aşkın, doğaya karşıt bir duygu olduğunu, birbirlerine yabancı iki kişiyi mutsuz ve sağlıksız, hem de ne kadar geçici olursa o kadar yoğunlaşan bir bağımlılığa mahkûm ettiğini söyledi." s138


29 Mayıs 2023 Pazartesi

kuru otlar üstüne ya da kuru otlar üstünde

 evvela selam,

nuri bilge ceylan muhibbanları olarak uzun süredir merakla beklediğimiz "kuru otlar üstüne" filmi ilk gösterimini nuri abimizin çok sevdiği ve artık orada mekanın sahibi gibi eller cepte takıldığı cannes film festivalinde yapıldı. bazı rivayetlere göre 11 bazı rivayetlere göre 15 dakika ayakta alkışlanan nerdeyse üç buçuk saatlik film biter bitmez sinemaseverler büyük bir sevinçle oturdukları koltuklardan kalktılar ve [kötü olacağına ihtimal vermediğimiz filmi] büyük bir şevkle alkışlamaya başladılar. insanların bu kadar uzun süre alkışlamalarının bence en büyük sebebi filmin üç buçuk saat olması. neden diye soracak olursanız ki hakkınızdır. üç buçuk saat koltuklarına yapıştıkları için oturmayı biraz da bile isteye geciktirmelerinden kaynaklandığını ve bu sebeple alkış süresinin uzadığını düşünüyorum. 

fragmanından pek bişey anlamadık ama duyumlarımıza göre film doğuda görev yapan ve istanbul'a atama bekleyen bir öğretmen etrafında cereyan ediyor. elimizde bir ingilizce bir de resim öğretmeni var ve anlaşılan uzun uzun bu ikilinin diyaloglarını dinleyeceğiz. çoğu sitede ve wikipedia'da yazdığı gibi filmin esas konusu taciz olmadığı, bu mevzunun yan hikaye olduğunu da ekleyelim. 


filmin senaryosunu asıl mesleği öğretmenlik olan ve ahlat ağacı filminde üçkağıtçı hoca'yı oynayan akın aksu, nuri bilge ceylan ve eşi ece ceylan birlikte yazmış. akın aksu'nun 2019 yılında yazmış olduğu, "bir taşra köpeği" adlı bir de kitabı bulunuyor. nuri bilge ahlat ağacı'dan sonra bu filmde de akın aksu'yla çalışarak bu birlikteliğin devamının geleceğini gösterdi sanırım. biz de bu durumdan şikayetçi değiliz. akın aksu bana kasaba, mayıs sıkıntısı ve uzak filmlerinde oynayan ve genç yaşında hayatını kaybeden mehmet emin toprak'ı hatırlatıyor. [mekanı cennet olsun]




filmde yine nuri bilge'nin diğer filmlerinde olduğu gibi enfes fotoğraflar göreceğimizi fragmandan az çok anlıyoruz. soğuk var, kar var, uzaklara bakan doğada tek başına insanlar var, erzurum var bütün bunlar bize haddinden fazla güzel kareler göreceğimizi taahhüt ediyor.

son olarak da tabi filmdeki rolüyle cannes film festivalinde en iyi kadın oyuncu ödülünü alan merve dizdar performansı var. filmi izlemediğim için bu konu hakkında yorum yapamayacağım ama merve dizdar'ın iyi bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. ödül konuşması biraz zorlama olmuş bu konuşma bana ricky gervais'in ödül törelerinde boş yapan oyunculara sövdüğü videoyu hatırlattı. [isteyene gönderirim]

velhasıl kelam biz ideolojik olarak insanları ayırmayan iyiye, güzele, kaliteye ve emeğe değer veren bir kısım insanlar olarak nuri bilge ceylan'ın işlerini seviyoruz ve en kısa zamanda izlemeyi bekliyoruz. izledikten sonra da belki bir şeyler yazarım inşallah.

teşekkürler.
allaha emanet olunuz efenim. 




3 Eylül 2020 Perşembe

düşük bütçeli kintsugi

          

                                                                        "şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
                                                                                     taşınacak suyu göster, kırılacak odunu"
                                                                                                                                     -ismet özel

selamun aleyküm sanal alemin gerçek veya az gerçek insanları hepinizi saygıyla selamlıyor ve sosyal mesafe kurallarına uyarak küçüklerin gözlerinden büyüklerin ellerinden öpmeyi de ihmal etmiyorum. çünkü niye edeyim dudağıma mı yapışacak! hem atalarımızın da dediği gibi, "el öpmeyle dudak kaşınmaz"

öhöm öhö!
bir kaç hafta önce memleketim ve büyüdüğüm yer olan gaziantep şehrine valideyn eş dost akraba ve özellikle çok özlediğim yeğenlerimi ziyaret ve bir takım tarımsal faaliyetler için gitmiş idim. oldum olası dağ taş, toz toprak ve bilimum pis işleri seven bir köylü olduğum için amcamla antep'ten köye gidiş gelişlerin birinde rahmetli dedemden kalma az metruk eve uğrayıp hasar tespit çalışmasında bulunalım dedik. epey eski olan; iki katlı, tavanı direkli, damı topraklı olan evin maalesef arka kısmının tavan ve zemininde ahşap direklerin çürümesinden kaynaklı çökmeler ve açılmalar olduğunu ancak daha çok kullanılan ön iki odanın ufak tadilat ve tamiratlarla oturulabilecek hale getirileceğini düşündük. (çok enteresandır ki evler veya yapılar sanki canlı bir organizmaymış ve olan bitenin farkındaymış gibi içlerinde kimse yaşamadığı zaman kısa süre içerisinde yıkılıp harabe haline gelirken çok eski bile olsa içinde insanların yaşadığı evlere ayakta kalabiliyor. bu durum daha önce köye gittiğimde de dikkatimi çekmiş ve sahipleri vefat eden evlerin yıkıldığını gördüğüm bir evin fotoğrafını çekip şöyle yazmıştım, "sahipleri gidince evler de arkasından gidiyor, durmuyor."
ölüm bu

sağolsunlar amcam ve ailemin de destekleriyle herhangi bir sigortalı işim olmadığı için hafta sonları ve bazı hafta içlerinde köye gidip bu tamiratları yapabileceğimi en azından hafta sonları gelip oturulabilir ve hatta kalınabilir bir hale getirebileceğimi, daha önceki inşaat işi tecrübelerime ve bazı süper güçlerimle (süper güçler: fayans, duvar örme, alçı çekme, sıva yapma vs.) bunları halledebileceğimi söyledim. daha sonra tamirat ve tadilat için eve gidince fotoğraf çekmesini de sevdiğim için bi kaç fotoğraf çekip twitter nam internet mecrasına hiç bir beklentiye girmeden alelade bir şekilde şu twiti attım. https://twitter.com/refidun/status/1293848135375237120 ve evdeki işleri yapmaya başladım bi ara mola verip bi tütün sardım bi baktım twit yürümeye başlamış hatta koşuyo ulan dedim ne alaka evin fotoğrafı altı üstü allah selamet versin. akşam geldiğimde twit almış başını gitmişti herkes bunun after'ını da bekliyoruz filan yazmaya başlamıştı halbuki ben işe başlarken böyle bir niyetim de yoktu. tek niyetim bişeyler yapmak ve evin harabe olmasını önlemek eskiden olduğu gibi amcalarımın halalarımın gelip bi saat de olsa köyde oturabilecekleri babalarının evini karınca kararınca iki minder serip oturulabilir hale getirmekti.

sonra evin dışındaki boyayı kazıyıp bi kat sıva yaptım ve boyadım sonra hep beraber köşe bucak evin içini kırklayıp temizledik duvardaki çatlaklara alçı çekip yerdeki çökmeleri harç yapıp kapattım ve boyadım. (bütün bu işlemleri sadece hafta sonu bir gün ve çoğunu tek yaptığım için 4 haftada filan bitirdim bu arada acelem de yoktu) yaptığım iş öyle aman aman bir şey değildi çok para da harcamadık zaten çok para harcayacak durumum olsa o evi çok güzel bir şekilde tadilat yapardım. 

bu arada "tadilat" kelimesinin arapça "adl" kökünden geldiğini öğrenip şaşırdım. yani dedim kendi kendime, bir yeri tadil ederken aynı zamanda adaletli olmak gerekiyor. 

üç dört hafta sonunda boya badanasını da yapıp antepteki kullanmadığımız eşyaların bir kısmını köye getirdik ve eve yerleştirdik. ben arkada bulduğum eski eşyaları temizleyip bir şekilde kullanmaya çalıştım falan sonuç olarak gidildiğinde oturulacak çay çorba içilecek bir yere geri dönmüş oldu allah'a şükür. twitırdaki bazı arakdaşların beklentilerini karşılamasa da sürekli kalınmayacak bir yer için bence fena olmadı. sözü fazla uzatmak istemiyorum. çekmiş olduğum fotoğrafları merak eden arkadaşlar için buraya bırakıyorum. herkese çok teşekkür ederim.
eyvallah.